İZMİR 4. ULUSLARARASI ŞİİR BULUŞMASI’NDAN 2

NÂZIM HİKMET VE NERUDA – ULUSALDAN EVRENSELE

Sergio Badilla Castillo (Şili)

Özgür ve haklı bir duruşa sahip şairler, sosyal ya da sosyal durumla ilgili şairler olarak da tanımlanabilir. XX. yüzyılın anıtsal edebiyatında bu tanıma uyan şairler oldukça azdır ve listede yer alabilecek olan bazı isimler arasında Alberti, Passolini, Aragon ve Lundqvist yer alır.

Bu alanda etkili ve inandırıcı yapıtlara imza atanların çok az olduğu açıktır. Şüphesiz ki onların arasından Nâzım Hikmet ve Neruda’nın sesleri yükselir. Her ikisi de, köklerine ait dilin gerektirdikleriyle evrensel simgelerin estetiğini harmanladıkları bir zeminde, verimli bir içselleştirme yoluyla renklendirdikleri eserlerini meydana getirmişlerdir. Yerel karşılıklarıyla sıkça kullanılsalar da kelimeler şiirselliklerini korurlar ya da günlük hayata aittirler, çünkü kirletilmemiş bir anlayışın kıvrımlarıyla bağlantı içindedirler.

Tuhaf olsa da, Hikmet ve Neruda’nın ulaşmış olduğu gibi böylesine büyük itibar gören bir şiir türüyle karşılaşmak son derece zordur. O yüzden her iki şairin eserlerini birbirine bağlayan bazı belirgin unsurların varlığı göze çarpar. Bunlar, içtenliği ve ifade becerisini yansıtan konuların ve dilin bir arada varoluşu gibi, çağdaşlık olgusunu da içermektedir. Tarihin dönüm noktaları ve yazın dışı geleneğin bilinmeyen bağları da bunlarda ortaya konmuştur. Tüm bu unsurların birleşmesi, her iki şairin lirik tarzda ele aldığı konuların içsel gerçeklik temeli ile evrenin belirgin ihtişamı arasında hareket etmesine yol açar.

ŞİİRDE DEVRİMCİ TAVIR

Nevzat Çelik

Bir çırpıda yazılabilecekmiş gibi duran bu konu, bir şaire bin dereden su getirtecek kadar zordur aslında!

Şiirin ne olduğuna ilişkin ortaktanımlar yapabilmek ya da farklı görüşleri en azından iki başlıkta toplayabilmek mümkün. Ne var ki, bilinen anlamıyla “devrimciliğin” tanımını yapabilmekse bugün için zor görünüyor.

Şiir, günlük hayattaki ilişkilenme biçimlerinin (insanın kendisiyle, insanın ötekiyle, tarihle, toplumla, doğayla, gelecek tasarımıyla  ve bütün nesnelerle) duygu ve düşünceyle yeniden örgütlenip dil aracılığıyla aktarılmasıdır. Evet bu ve buna benzer tanımlar yapılabilir.

Şiir bir itiraz etme biçimidir. Şiirde devrimci bir tavırdan -en azından içerik anlamında- söz edeceksek, o şiirin öncelikle mazlumdan yana olması gerekir. İktidarda olan ve tahakküm edenin söylemine bulaşan şiirin, bırakın devrimci olmasını, şiir olabilmesi bile neredeyse imkânsızdır. Bir yaratma biçimi olarak şiir, olmayanı hayal edebilir ama asla yalan söyleyemez, söylememeli de. Buradan yola çıkarsak devrimin, devrim isteğinin, devrim hayalinin de yalanı olmaz! Devrim süreci, doğası gereği insandan birçok fedakârlık ister. Şairin şiirinde devrimci bir tavır içinde olabilmesi, egemen sisteme bulaşmamasını ve ona karşı çıkmasını zorunlu kılar. Devrimci şiirin yazılabilmesi için de devrimci bir şaire ihtiyaç var demek ki! O da yetmez, bir şiirin aklî ve mantıkî önermesi ikna edici bile olsa şairin samimiyeti görülmeli şiirde. Dikkatli bir şiir okuru da samimi olmayan şiiri imgelem dünyasına sokmaz zaten.

Kendini tamamlayıp dışarı çıkan bir şiir, iyi bir algı ve beğeniyle karşılaştığında hayat bulur. “İyi şiir”le zihni açık bir okur buluştuğunda bir devrim gerçekleşmiş demektir. Sömüreni ve sömürüleni olmayan, her an ve durumda kendini yeniden üreten, küçük ama gerçek bir devrimdir bu. O yüzden, tarihten bu yana her türlü iktidar şiirden, dolayısıyla şairden korkmuştur. Sadece şiirden mi, şiir okurundan da korkar. Çünkü o da itiraz edendir!

Bir başka açıdan şiirde devrimci tavır, içerikte olduğu kadar biçimde de yeni olanın ve dilsel olanakların peşinde koşmaktır. Son elli yıllık sürecin, birçok yaratım dalında olduğu gibi, şiirde de büyük sıçramalara olanak vermemiş olması, şairin bu arayışlardan vazgeçmesi anlamına gelmez.

Dünden bugüne gelebilmiş her şiir, devrimci şiirdir, diyebiliriz. Çünkü o şiirlerin tamamında bir itiraz, bir başkaldırı ve daha iyi bir dünya tasarımı, özlemi vardır. Başkaldırısı olmayan şiirin yarına kalabilmesi pek mümkün değil.

Her şeyini bir tamam eden şiirin geniş okur kitlesine ulaşıp toplumsal algıda bir kıpırdama yaratamaması düş kırıklığına neden olabilir. Ne var ki, tarih boyunca toplumsal algının bu denli dumura uğratıldığı bir başka dönem yaşanmadığı unutulmamalı. Faşistlerin İtalya ve Almanya’da iktidara geldiği dönemlerde bile yaşanmadı. Başta devrimciler olmak üzere pek çok güç vardı faşizme karşı koyan. Gelecek güzel dünya umutları vardı insanların. Şiir de insan zihninin en üst katına oturabiliyordu teklifsiz!

Ne yazık ki, “gelecek güzel günler” tasarımı o haliyle ve toplumsal önermeleriyle bugün etki gücünü kaybetmiş görünüyor. İnsan merkezli bir dünya tasarımı, devrimci özelliğini yitirmiş ve öteki canlıların aleyhine hızla büyüyen insan doğayı olumlu yönde değiştirme iddiasını kaybetmiştir. Tam tersine, insanın yok edici karakteri iyice öne çıkmıştır. Şairin eleştirel akla en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemdir bu. Şair, eleştirel aklını önce kendi alışkanlıklarından, vicdanından ve akıl yürütmelerinin üstünden geçirmeli ve bütün borçlarından kurtulmalıdır. Borcu olmayan bir vicdan, vicdanı olan şiirler yazabilir çünkü!

Deminden beri söylemeyip de söylemek istediğim şu aslında: Koşullar ne olursa olsun, şiirde devrimci tavır, öncelikle, “iyi şiir” yazmaktır!

Şiirler

YAZI DAYANIR 

Burada yazılı olan

suyun çarpışından

herhangi bir sayıdan

dakikanın en küçük biriminden

dumandan ya da öfkeden

daha uzun dayanacak.

Dayanacak.

Dayanıyor bile.

 

Yumruğun izi

yenecek

kopup ayrıldığı korkuyu.

 

Ve yazılı olanın

sözcük çığının ötesinde

bu yaralı ama canlı hece

güç alarak canından

varlığının hava gibi

sonsuz olduğunu gösterecek

 

kuşku yok bunda.

 

RAFAEL COURTOISIE / Uruguay

 

BİSİKLETİN TEKERLEKLERİ

 

Rüzgârın içinde yitebildiğimde

mevsimler kapıların ardına gizlenir

Ve gözlerinden okunan özlemdir

Yağmurların başlangıcıdır

Hep orada iken

artık hiç var olamayacağım yer

ve hayata pratik anlamlar katamadıysam

bu benim yanlışımdır, fakat yine de

öneriler çok yararlı olacak

aşk oyunu, değişimler

ve güzün düşen yapraklar

Sessizlik, yalnızlıktır

bana ırmakların akışını duyuran

Zaman

sessiz bir uğraş işidir

 

ENRIQUE HERNANDEZ D’JESUS / Venezuella

 

(Çeviriler: Ataol Behramoğlu – Ebru Yener)

 

 

 

 

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: BM | Tarih: 30/3/2008
    Konu: BağımsızMedya
    http://bagimsizmedya.blogcu.com/

    Düzenleyen kemalozer gün: 31/3/2008 saat: 13:45

    Bağlantı »

Yorum yaz!